PKK’yı bitirmek için dış konjonktür uygun! Bu söylem bir kaç yıldır Ankara’da, iktidar çevrelerinde sık sık kulaklara çalınır.
Özetle denir ki:

Amerika Irak’tan çekilmeye hazırlanıyor ve çekilirken de bu ülkenin istikrar içinde kalmasını önemsiyor. Bu nedenle, PKK başa bela olsun istemiyor.

Amerika istikrar deyince, Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin güçlü ve istikrarlı olmasını da kastediyor. Bunun için de Kürt yönetimiyle Türkiye arasında ilişkilerin iyileşmesinin altını çiziyor.

Bu ilişkiyi bozabilecek unsurun PKK olduğunu elbet biliyor Amerika.

Öte yandan, Türkiye’yle iyi ilişkilerin önemini uzun zamandır kavramış olan Irak‘la Kürt yönetimi de bu açıdan oyun bozucu bir faktör olarak PKK’yı bellemiş durumdalar.

Yine Amerika, Ortadoğu-Kafkaslar-Balkanlar üçgeninde güçlü ve istikrarlı bir Türkiye’den yana. Bu yüzden PKK’nın istikrar bozucu bir öğe olarak sahneden çıkmasına taraftar...

AB’nin farklı düşündüğü söylenemez.

İşte bu nedenlerle, ABD’nin, AB’nin, Bağdat’la Irak Kürt yönetiminin ve tabii Türkiye’nin ortak bir noktada birleştikleri söylenebilir:

PKK başa bela olmasın!

Çok özetle, Ankara’da geçerli “PKK’yı bitirmek için dış konjonktür uygun” anlayışı böyle bir çerçeveye oturuyor.
Bu tahlilde gerçek payı var.

Dış konjonktür, PKK’nın artık şiddet ve silahla daha fazla yol alamayacağına işaret ediyor.

PKK da bu gerçeğin farkında. Kendi içlerinde farklı görüşler olsa da, dağdan inmenin zamanı geldiğini PKK’nın kurmay kadrosu içindeki birçok kişi görüyor.

Dağdan inecekler ama nasıl?

Irak Cumhurbaşkanı Talabani’nin Cumhurbaşkanı Gül’e dediği gibi, “Dağdan insinler de nereye insinler? Hapse mi, eve mi?”
Ya da geçen Mayıs ayı başında PKK’nın dağdaki lideri Murat Karayılan’ın bana Kandil’de söylediği gibi:

“Biz otuz yıl önce bu dağlara piknik yapmak için çıkmadık ki?..”
Talabani’yle Karayılan’ın bu sözlerinde yatan bir gerçek var. Amerika, Avrupa, Irak, Kuzey Irak Kürt yönetimi hemen hepsi derece derece ‘bu gerçeğin’ farkındalar.

Ankara’ya diyorlar ki:

“PKK’ya karşı seni destekliyoruz ama sen de bir şeyler yap ki, dağdan iniş yolu açılsın!”

İşte, mesele geliyor, o ‘bir şeylerde’ düğümleniyor. Bu düğümü de Kürtlerle ilgili bazı haklar ve af konusu oluşturuyor.

Evet, dış konjonktür müsait ama bunun sınırları var. Bir Amerika’nın, bir Kürt yönetiminin elde silah PKK’ya karşı Kandil’de operasyon yapmalarına ilişkin bazı beklentiler bana gerçekçi gelmiyor.

1990’larda Barzani ve Talabani’nin peşmergeleriyle yapılmış bazı ortak operasyonların göstermelik kaldığı daha o zamanlar biliniyordu. Bundan sonra olsa bile, farklı olmaz.

Washington’un, Bağdat’ın, Irak Kürt yönetiminin bir noktayı bildiklerini varsayabilirsiniz:

PKK’yı hedef alan operasyonlar, başta Türkiye olmak üzere bölge Kürtlerini de rahatsız eder. Bu nedenle bu güçler, PKK’nın üstüne bir ölçünün ötesinde gitmezler, çünkü Kürtleri karşılarına almak istemezler diye düşünüyorum.

Öte yandan bölgede İran var.

İsrail var.

Bu iki ülkenin, Türkiye’nin istikrarlı bir bölgesel güç olmasına bugün karşı oldukları söylenebilir.

İran’la İsrail, PKK’nın sahneden çekilmesine razı olmazlar diye düşünebilirsiniz. Türkiye’yi karıştırmak amacıyla da, PKK’nın içindeki Öcalan’ın deyişiyle bazı ‘otonom unsurları’ taşeron olarak kullanabilirler.

Bilemiyorum, belki de kullanıyorlar!

Buraya kadar yazdıklarımın sonucu:

PKK’yı dağdan indirmek için dış konjonktür uygun olmasına uygundur.

Ama abartılmaması şartıyla...

Ankara eğer dış konjonktüre fazla bel bağlarsa, hayal kırıklığına uğrayabilir, bu hiç de yabana atılmayacak bir ihtimaldir.

Dört günlük dizi nasıl bağlanabilir?

Bir:

İki taraf da ellerindeki kartları abartmasın!

İki:

Parmaklar tetikten çekilsin.

Üç:

Dağda silah seslerinin sustuğu bir sükunet ortamında, zamanı torbaya sokmadan, tartışa tartışa, sabır ve kararlılıkla yürüyelim ‘demokratik açılım’ yollarında bir süre daha...

Son soru:

Kan ve gözyaşından daha iyi değil mi böylesi?..


Hasan Cemal
[email protected]
Milliyet