SAYIN Başbakan...

Şarkıcıları topladınız... Sinemacıları topladınız... Pek de iyi ettiniz...

Ve fakat...

İşittiğime göre şimdi de “köşe yazarları”nı toplamak gibi bir niyetiniz varmış.

Çığlık atarak sesleniyorum:

Aman... Sakın... Etmeyin... Eylemeyin...

Tuzsuz aşınıza tuz katılır, ağrısız başınıza ağrı saplanır.

Çünkü:

Bizim “Köşe yazarı milleti” ne “şarkıcı milleti”ne benzer, ne de “sinemacı milleti”ne...

Onu çağırırsın, bunu niye çağırmadın derler.

Bir tarafa ağırlık verdiğinde “Yandaş kolluyor”, öbür tarafa ağırlık verdiğinde “Galiba barıştılar” derler.

Kimi davete icabet ederek hava basar, kimi de etmeyerek.

Ayrıca...

Her biri derya deniz olan köşe yazarı milletini “Kürt açılımı” gibi fevkalade “şehevi” bir konuda susturmanız da mümkün değildir.

Ne yani?

Emre Aköz’den Bülent Ersoy olgunluğu, Ertuğrul Özkök’ten Kenan İmirzalıoğlu ağırbaşlılığı, Oktay Ekşi’den Seda Sayan uyumu, Fehmi Koru’dan Cem Yılmaz esprisi, Ece Temelkuran’dan Rojin kibarlığı, Nazlı Ilıcak’tan Lale Mansur misyonerliği, Mehmet Barlas’tan Yılmaz Erdoğan mahcubiyeti, Şamil Tayyar’dan Alişan tavrı, Hasan Cemal’den Ediz Hun toleransı falan mı bekliyorsunuz?

Hem sayıları bini aşmış köşe yazarı milletinden kimi hangi kritere göre davet edeceksiniz ki?

Hadi diyelim mucize gerçekleştirip bir kriter buldunuz...

Peki davet edilenin “Beni davet etsen de seni eleştiririm” artistliğiyle, davet edilmeyenin ise “duygusal alınganlık patlamaları”yla nasıl baş edeceksiniz?

Sayın Başbakan...

Bir “eski dost” olarak sesleniyorum size:

Yol yakınken vazgeçin, yoksa büyük “arıza” çıkacak.

‘Büşra’ filmi için basit bir kılavuz

BİR çeşit “türbanlı” yok, bin çeşit “türbanlı” var...

Şöyle ki:

“Aile zoru” ile türban takan da var, “Allah rızası” için takan da...

“İstemeyerek” türban takan da var, türbanını çıkarmamak için her şeyini feda etmeye hazır olan da...

Saçının tek telini göstermeyen de var, saçının bazı tellerini göstermekte sakınca görmeyen de...

Başını örtüp aşırı süslenen de var, hiç süslenmeyen de...

Erkeklerle sadece nikâhlandıktan sonra konuşan da var, Erenler’de nargile içip erkek arkadaşlarıyla şiir tartışması yapan da...

Direnen de var, direnmeyen de...

Geleneksel bir alışkanlıkla başını örten de var, bilinçlendikten sonra örten de...

“Bohem” türbanlı da var, “tiki” türbanlı da...

Hiç kitap okumayıp kendini dünya hayatına kaptıran türbanlı da var, kitapları yalayıp yutmuş “entel” türbanlı da...

Başka hayatlara acayip meraklı türbanlı da var, başka hayatlara acayip kapalı türbanlı da...

“Büşra” filmindeki “türbanlı kız”, bin çeşit türbanlıdan sadece biridir.

Dolayısıyla “Büşra”yı, “Türbanlı kızları anlatan film” diye seyretmek yerine “Türbanlılar içinden bir türbanlıyı anlatan film” diye seyretmek gerekir.

Ancak böyle seyrederseniz, “Bu nasıl türbanlı yahu!” meselesini bir tarafa bırakıp filmin derinliklerine sirayet edebilirsiniz.

Yıldız Tilbe dans ederken bana neler oluyor?

Utanıyorum... Mahcup oluyorum... “Yer yarılsa da yerin dibine geçsem” diyorum.

Üzülüyorum... Merhamet hislerim galeyana geliyor...

“Ne içtiyse aman ben aynısından içmeyeyim” diyorum.

Çılgınlık oranındaki artışın nedenleri üzerinde kafa patlatıyorum.

“Delikanlım” diye haykırdığı günlerdeki tavrını daha çok özlüyorum...

Ölmeden önce yap

BİR: Erken kalk, güneşin doğuşunu izle.

İKİ: Haset çukuruna batmış bir adamı anlayışlı bir gülümseme ile bağışla.

ÜÇ: Kafasını gözünü yararak bir türkü tuttur.

DÖRT: Herkesle dalga geç. En başta da kendinle...

BEŞ: Sabret... Sus... Yutkun... Duvarları yumrukla...

Ergenekon karası

ADAMIN elinde “Ergenekon karası” var, önüne gelene çalıyor:

“Fadime komplosu”nu boşa çıkaran haber mi yaptın? O zaman sen Ergenekoncusun.

“Saldıray Berk’in suçu ne” diye mi sordun? O zaman sen Ergenekoncusun.

“Mustafa Balbay neden içeride” mi dedin? O zaman sen Ergenekoncusun.

Sanık haklarından falan mı söz ettin? O zaman sen Ergenekoncusun.

Adama “Neden böyle yapıyorsun birader” mi dedin? Ergenekoncunun dik âlâsısın.

İbretle izliyoruz.


Ahmet HAKAN
[email protected]
Hürriyet