Kanal 46 yazarı Mesut Tuğrul bugünkü yazısında, "Depremin ardından kaçak yapı ayıbı" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Kahramanmaraş, yakın tarihinin en büyük acılarından birini yaşadı.

  • 120 bin bağımsız bölüm yıkıldı...
  • 13 bin canımızı toprağa verdik...

Bu rakamlar yalnızca istatistik değil; yarım kalan hayatlar, dağılan yuvalar, gözü yaşlı anne-babalar, yetim kalan çocuklar demek. Depremin üzerinden zaman geçtikçe acımız hafiflemiyor; aksine sorumluluklarımız daha da ağırlaşıyor. Çünkü bu felaketten ders çıkarıp çıkarmadığımız, bugün attığımız adımlarla net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Ne yazık ki Kahramanmaraş’ta son dönemde çok tehlikeli bir tabloyla karşı karşıyayız. Deprem gerçeğiyle yüzleşmiş, ağır bedeller ödemiş bir şehirde olmamıza rağmen; kaçak yapılar yeniden, hem de kontrolsüz ve denetimsiz biçimde yükselmeye başladı.

Bu durum yalnızca bir imar meselesi değildir.

Bu, doğrudan insan hayatını ilgilendiren bir vicdan meselesidir.

Kahramanmaraş yıllardır kaçak yapılarla anılan, bu konuda sürekli şikâyetlerin dile getirildiği bir şehir oldu. Kentin siluetini bozan, altyapısını zorlayan, planlı şehirleşmeyi baltalayan bu yapılar geçmişte büyük sorunlara yol açtı. Ama bugün mesele çok daha vahim bir noktadadır. Çünkü artık yaşadığımız felaketin adı depremdir ve sonuçları hepimizin hafızasında tazeliğini korumaktadır.

Üstelik bugün yükselen kaçak yapıların önemli bir kısmı, ne yazık ki gerçekten mağdur olan depremzedelerin ihtiyacından doğmuyor. Aksine, depremzedelerin yaşadığı acıyı ve hassasiyeti fırsata çevirmeye çalışan “uyanıkların” işi olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Kendi adına ikinci, üçüncü evi yapmak isteyen; “nasıl olsa deprem oldu, göz yumulur” düşüncesiyle hareket eden anlayış, bu şehre yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.

Bu noktada açık konuşmak gerekiyor:

Kaçak yapı sadece betonarme bir sorun değildir; adaletsizliğin, denetimsizliğin ve toplumsal duyarsızlığın ürünüdür. Bir yanda konteynerde yaşam mücadelesi veren, hâlâ kalıcı konutunu bekleyen vatandaşlar varken, diğer yanda fırsatçılıkla yükselen ruhsatsız yapılar kamu vicdanını derinden yaralamaktadır.

Artık bu gidişe “dur” denilmelidir.

İlgili belediye başkanlarına, yerel yöneticilere ve denetim mekanizmalarına çok açık bir çağrıda bulunmak gerekiyor:
Kahramanmaraş’ta kaçak yapılara göz yumulmamalıdır. Kim tarafından, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın; şehir güvenliğini, kent estetiğini ve adaleti bozan her yapıya karşı kararlı bir duruş sergilenmelidir.

Unutulmamalıdır ki belediyecilik yalnızca yol yapmak, park yapmak değildir. Belediyecilik aynı zamanda şehri geleceğe güvenle hazırlamaktır. Deprem kuşağında yer alan bir kentte, imar disiplini hayati bir meseledir. Bugün görmezden gelinen her kaçak yapı, yarın yeni bir enkazın, yeni bir acının habercisi olabilir.

Bu şehir çok ağır bedeller ödedi.

Aynı acıları bir kez daha yaşamaya ne vicdanımız, ne de tahammülümüz var.

Kahramanmaraş’ın daha güvenli, daha düzenli ve yaşanabilir bir şehir olması için; kurallara uyan vatandaşın hakkını koruyan, fırsatçılığa geçit vermeyen bir anlayış artık zorunluluktur. Kaçak yapıların karşısında kararlılıkla durmak, yalnızca idari bir görev değil, aynı zamanda bu şehre karşı tarihi bir sorumluluktur.

Deprem bize çok şey öğretti.

Şimdi mesele, öğrendiklerimizi hayata geçirip geçirmediğimizdir.