Kahramanmaraş'ın eski hocası Fikret Birdişli yazdı: Ölmeden önce uyanın

Bir dönem KSÜ’de uluslar arası Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyeliği yapan Malatya İnönü Üniversitesi’ne tayin olan Doç. Dr. Fikret Birdişli, televizyonun insan hayatındaki yeri ve toplumun uluslar arası ilişkiler hakkındaki tutumunu ele alan bir yazı paylaştı.

Kahramanmaraş'ın eski hocası Fikret Birdişli yazdı: Ölmeden önce uyanın

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde (KSÜ) bir çok başarılı projeye imza atan ve Türkiye’nin dünyanın ilişkileri hakkında önemli açıklamalara imza atan Doç. Dr. Fikret Birdişli kendi sosyal medya hesabından TV programları ve uluslar arası ilişkiler hakkında önemli açıklamalar yaptı.

İşte Birdişli’nin o yazısı: “

BİLMEYE CESARET ETMEK

Siyasette Makyavelizm en çok eleştirilen şey olmasına karşın ister istemez siyasi söylemin ortak bir terimi haline gelmiştir. Makyavelizm’e göre liderlerin ve siyasetçilerin yalan söylemesine ihtiyaç vardır. Strauss, toplumsal uyumun sürekliliğini sağlamak veya bir gündemi ilerletmek için seçkin bir topluluk tarafından kasıtlı yayılan yalanı ifade etmek için “asil yalan” kavramını literatüre kazandırmıştır.

KAMUOYU NASIL KARŞILIK VERİYOR

Doğrusu şu ki; Siyasette yalanlar, ört bas etmeler, uydurma beyanlar, propaganda ve saçmalıklar her zaman politikanın önemli bir parçası olmuştur, fakat değişen şey kamuoyunun onlara nasıl karşılık verdiğidir. Bu konularda İngilizce ’de ve bilimsel literatürde bilinen bir kavram da ‘post-truth’ dur. Bu kavram ‘Duygulara hitap etmenin ve kişisel inançların halk oyunu biçimlendirmede nesnel gerçeklerden daha etkili olduğu şartlar’ anlamını taşır. Bunun en önemli nedeni yalanların topluma gerçeklerden daha cazip ve ‘inandırıcı’ gelmesidir. Çünkü gerçekler çoğu zaman ‘acıdır’ ve insana sorumluluk yükler. Yalanlar ise mazeret üretir, masumiyet kisvesi biçer ve sorumluluğu başkalarına atar.

ULUSLAR ARASI POLİTİKA

Uluslararası politikada devletlerin bencil ve çıkarcı davranışlarını rasyonel olarak temellendirmek ve açıklamak mümkünken komplo teorilerine inanmak –çoğu zaman gerçeğin aksine- kendimizi seçkin ve her zaman haklı hissettirdiğinden ve en önemlisi de ortaya çıkan sorunların sorumluluğunu başkasına yükleyerek bizi rahatlattığından topluma nesnel olgulardan daha cazip gelmektedir.

GERÇEĞİN SAVUNUCULUĞU

Geniş halk tabakalarının böyle bir eğilimde olmasına karşın gerçeğin savunuculuğunu ve koruyuculuğunu bilimselliğe olgusal gerçekliğe sıkı sıkıya bağlı olması gereken üniversitelerin yapması gerekir. Oysa ki toplumumuzda bugün geldiğimiz nokta da Orwell’in dediği gibi ‘Nesnel hakikat kavramı dünyadan kayboluyor. Yalanlar tarihe geçecek’.

KARAR VERME SÜRECİNE KATILMIŞ GİBİ

TV’de ‘kadın programları’ olarak anılan fakat gerçekte kadın erkek, genç yaşlı herkesin ilgi gösterdiği programlara olan rağbet, toplum olarak nasıl bir ruh hali ve psikolojiye sahip olduğumuzun en somut örneklerinden biri bence. Fakat sorun şu ki, ulusal ve uluslararası politikayı da bu ‘kadın programlarına’ çevirdik. Uluslararası gündemle ilgili herkesin bir şeyler söylemeye kalkması, oturduğumuz yerden güncel politikaları haklı çıkartacak hikmetler arayışımız, sanki karar sürecine bizzat katılmışız da kulaklarımızla işitmişiz gibi

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER