Kurallar olmalı ama duruma göre eğilip bükülmeli. Mesela intihar konusu...
Okur temsilcimiz Yavuz Baydar, geçen gün şöyle yazıyordu:
"Artık evrensel kural halini alan, 'intihar haberlerinde titizlik' ilkesi, özellikle intihar yönteminin haberlere girmemesini önermekteydi.
Ama, SABAH da dahil, hemen her gazete, emekli albay Abdülkerim Kırca'nın hayatına nasıl son verdiğini baş sayfalarına taşıdı. Acaba kendisini nasıl öldürdüğünün, habere ne katkısı vardı? Hiç.
Önemli olan sadece 'intihar'ın vuku bulmasıydı, ama altın kural yine kaale alınmadı."
Bense o haberi duyar duymaz, Kırca'nın nasıl intihar ettiğini merak ettim.
Marazi bir merak değildi bu. İntihar öykülerinden zevk alanlardan değilim.
Ancak bu kez durum farklı: O âlemlerde intihar süsü verilmiş cinayetler işlendiğini biliyoruz. Ya Kırca'nın başına da böyle bir şey geldiyse?
Faraza solak bir adamın, sağ şakağında mermi deliği olması normal midir?
Ergenekon sanığı emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin'in, Danıştay saldırısından sonra bıçakla intihara kalkışmasını anlatış biçimine inanan var mı?
Bence bazı intiharların işleniş biçimlerini ayrıntısıyla öğrenmek gerekiyor. Böyle durumların olumsuz örnek oluşturacağını sanmıyorum.
Terörizm kavramı rafa kaldırılabilir
ABD'nin önemli fikir üretim kuruluşu Brookings Enstitüsü'nden ilginç bir kitap çıktı.
Dengeyi Tekrar Kurmak başlıklı bu kitap, Bir Sonraki Başkan İçin Ortadoğu Stratejisi alt başlığını taşıyor.
On beş uzman, Temmuz 2007'den itibaren bu konu üzerinde kafa patlatmaya başlıyor. Bu işbirliğinin sonucu olarak ortaya, yedi makalenin yer aldığı bu kitap çıkıyor.
Makalelerin ortak noktası; uluslararası siyasete terörizm perspektifinden bakmayı bırakmak...
Bush yönetimi ve onun arkasındaki yeni muhafazakârlar (neocon'lar), bu bölgede kendilerine diklenen tüm grupları terörist ilan etti. Tabii o zaman da silahlar konuştu, diplomasiye yer kalmadı.
Yeni Başkan Obama ise masaya oturup sorunları konuşmaktan yana. Tabii böyle yapabilmek için de karşı tarafı terörist olarak görmemek gerek.
Uzmanların önerileri özetle şöyle:
1) Rusya da bu diplomatik süreçlere dahil edilmeli,
2) Irak'taki ABD askerlerinin yarısı iki yıl içinde çekilmeli,
3) İran ile doğrudan görüşmeler yapılmalı,
4) Filistin yönetimi ile Hamas arasında uzlaşma sağlanmalı,
5) İsrail işgal ettiği bölgelerdeki yerleşim faaliyetlerine son vermeli.
Bu yaklaşım iki açıdan ilginç:
1) Terörizm kavramını siyaset pratiğinizin merkezinden uzaklaştırdığınızda, Hamas tipi örgütleri bölge halkının bir kısmının temsilcisi olarak görür ve "Gel de şu meseleyi konuşalım" diyebilirdiniz.
2) Başbakan Erdoğan'ın bazı sözleri onu Hamas yanlısı gibi gösterdi. İsrailliler bu duruma fena halde kızdı.
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Hamas'ı da eleştirerek dengeyi sağlamaya çalıştı.
Acaba bu durum, "Erdoğan, Başkan Obama dönemine uygun bir çizgi yakalamaya çalışıyor" şeklinde yorumlanamaz mı?
Çünkü bu kitap, Hamas'ı siyasete dahil etme fikrinin ABD'li demokrat uzmanlar tarafından uzun süredir tartışıldığını bize gösteriyor.
Eh onlara da Hamas yanlısı diyecek halimiz yok ya!
Emre Aköz
[email protected]
Sabah
Ekonomiden memnun musunuz?
Ankete Katıl