Lorca'nın kemikleri, faili meçhuller, ve tarihi yargılamak!....Yıllar önceydi. Girne'de, Bellapais Manastırı'nın kemerlerinin altından Akdeniz mehtabını seyretmiştim.

Haçlılar'dan kalma manastırın sırtını dayadığı Beşparmak Dağları'nın bir ucundan güneş etrafı kızıla boyayarak batmış, öbür ucundan ay doğmuştu.

Harikuladeydi.

Ağustosböcekleri susarken etrafa tuhaf bir sessizlik çökmüş, uzaktan uzağa bir baykuşun sesi duyulur olmuş, yaseminlerin iç bayıltıcı kokularıyla rakının anasonu birbirine karışmıştı.

Kendi başımaydım.

Eluard'la Lorca'nın şiir kitaplarını karıştırıyordum. Eluard'ın şu dizelerini yazmıştım not defterime:

Günleri ve mevsimleri
düşlerimize göre
yeniden yaratacağız.

Federico Garcia Lorca'nın İspanya'da mezarının kazıldığını, kemiklerinin çıkarıldığını(*) okuyunca Girne'deki o mehtaplı geceyi anımsadım. Hep bir şeyler bir şeyleri çağrıştırarak geçiyor hayat...

İspanya'da çılgın bir savcı var.

Adı, Baltasar Garzon.

'İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar'ın zaman aşımına uğramasına razı gelmiyor.

Bir başka deyişle:

Tarihi de yargılamaktan yana!

Belki anımsayacaksınız.

Bu hukuk adamı, yürekli savcı Baltasar Garzon 1998 yılında, Şili diktatörü General Pinochet'yi de Londra'da bir ara tutuklatmayı başarmış, ama son anda elinden kaçırmıştı.

Savcı Garzon şimdi İç Savaş'ın hayaletleriyle uğraşmaya başladı. İspanya'nın üstüne kırk yıl boyunca kapkara bir şal gibi örtülen 'Franko diktatörlüğü' döneminin üzerine gidiyor.

'Faili meçhulleri' kazıyor.

İspanya'da 1936 ile 1951 yılları arasında 'kaybolan' tam 114 bin 266 kişinin hesabını soruyor. Onların arasında Federico Garcia Lorca da var. Franko'cu ölüm çeteleri tarafından 1936'da bir gün kurşunlanıp bir çukura atılan büyük şair...

Lorca'nın Granada'da bir köyün yamacındaki bir zeytin ağacının altında olduğu sanılan mezarının açılmasıyla birlikte bugüne kadar 170 toplu mezar ortaya çıkarıldı.

Savcı Garzon, 'insanlığa karşı işledikleri suçlar'dan dolayı Franko ve 34 eski general ve bakanı hakkında suç duyurusunda bulundu. Ama muhataplarının hiçbiri artık bugün yaşamıyor.

Kimine göre, 'eski yaraları kaşımak' doğru değil. Kimine göre, bu hesaplar sorulmadan, acıların nedenleri niçinleri öğrenilmeden, sorumluları işaret edilmeden de eski yaraların kapanması, daha doğru deyişle tedavisi mümkün değil.

Böyle bir unutkanlık hem hakkaniyete aykırı hem de insanlığın demokrasi ve hukuka açılan yollarda yürümesine engel...

Bu yüzden İspanyol Savcı Baltasar Garzon iyi yapıyor, insanlığa karşı suçları tarihe bırakmayarak, 'faili meçhuller'in izini sürerek, tarihi yargılamak üzere tarihin üstüne yürüyerek...

Madrid'in dışındaki Franko'nun anıtmezarı, o upuzun haç gözümün önüne geliyor. 1985'te, İspanya'nın demokrasiye geçişinin onuncu yılında görmüştüm.

Demokrasiye geçiş açısından 'İspanyol modeli' nedir, bu konuda İspanya'dan neler öğrenilebilir sorusunun peşinde gelmiştim Madrid'e o tarihte.

Türkiye 12 Eylül'ü yaşıyordu.

O tarihlerde 'geçmiş' henüz konuşulmuyordu İspanya'da. İktidardaki Sosyalistlere en çok asker-sivil ilişkilerini ve Franko diktasının kırk yıl boyunca temel dayanağı olan 'İspanyol ordusu'nu sormuştum.

1985'te İspanyol Sosyalistlerinin iki numarası ve Başbakan Yardımcısı Alfonso Guerra şöyle demişti:

"İspanya tarihi boyunca ordu, geleneksel olarak kendisini ülkenin hamisi olarak görmüştür. İki devlet vardı İspanya'da.

Biri bildiğimiz devlet, diğeri de gözleyen, uyku halinde ikinci devlet. Birincisi işlemeyince, uyuyan devlet harekete geçerdi... Artık durum değişti. İspanyol ordusu anayasada kandisi için öngörülen rolü benimsemiştir. Kişi hak ve özgürlükleri konusunda büyük adımlar atıldı. Demokrasiden geriye dönüşü imkânsız kılan noktaya gelindi."(**)

Belki ilginizi çeker:

İspanya'yı bugün Sosyalist bir başbakan yönetiyor, dedesi de Franko'nun ölüm çeteleri tarafından bir duvar dibinde öldürülen Jose Luis Rodriguez Zapatero...
İyi pazarlar!

-------------

* Yıldırım Türker, İkindi Sazlıklarında adı Federico olmak, Radikal, 11 Ekim 08; 26 Ekim 08 tarihli Sunday Times'ın 27. sayfasındaki Matthew Campbell imzalı röportaj.

** Hasan Cemal, Franko'nun Ölümünün 10. Yılında İspanya, Cumhuriyet, 7 Kasım 1985, sayfa 1.

Ve Baykal'lı dipnot:

1985'te Cumhuriyet'in Genel Yayın Müdürü'ydüm. İspanya'da demokrasiye geçiş ve asker konusunda iki uzun yazı yazıp Madrid'den İstanbul'a döndükten sonra Deniz Baykal aramış, ilgilenmişti. Ankara'da buluşmuş ve kendisine izlenimlerimi aktarmıştım. Demek ki Baykal o zamanlar, 'muhtıralara selam duran' bir siyaset adamı değilmiş diyebilir miyiz?..

Hasan Cemal
[email protected]