İktidarda olan İspanyol Sosyalistleri için geçen pazar tam bir kara gün oldu. Yerel seçimlerde tarihlerinin en ağır yenilgisini aldılar.
Bu yenilginin altında ekonomi var, borç krizi var.
Ve yüzde 21’le Avrupa ortalamasının iki katını aşan işsizlik, İspanya’da halkın, özellikle gençlerin meydanlara dökülmesine yol açtı.
Yunanistan’ın durumu daha kötü, gerçek bir iflasın eşiğinde.
Kamuoyu araştırmaları, Sosyalist Başbakan Papandreu’ya karşı olanların oranını yüzde 77 olarak veriyor.
Her iki ülke de borç batağında.
Bütçe delikleri kapatılamıyor.
Vergilerin yükseltilmesi, ücretlerin tırpanlanması, sosyal güvenlik sisteminin reforme edilmesi, özelleştirmenin hızlandırılması deyince, herkes ayaklanıyor, sokağa dökülüyor.
Acı reçeteler gündemde.
IMF’siyle AB’si, İspanya ve Yunanistan’a daha çok kredi açmadan önce fena halde ‘acıtıcı’ önlemlerin alındığı görmek istiyor.
Belirtmekte yarar var.
Böylesine sıkıntılı bir süreçte, kredi derecelendirme kuruluşları da ülke notlarını düşürmeye devam ediyorlar.
İki ülkede de iktidar partileri sıkışmış durumda, manevra alanları çok dar.
Çünkü muhalefet de acımasız...
Yunanistan’da Başbakan Papandreu, daha çok kemer sıkmaya yönelik ek önlemler için salı günü muhalefet partileriyle sendikaların kapısını çaldı ama açan olmadı.
Üç konuda destek bekliyordu:
Bütçe harcamalarında kesinti...
Vergilerde yeni artışlar...
Özelleştirmenin hızlandırılması...
Bu arada Hollanda Maliye Bakanı De Jager, Yunanistan’ın borç sarmalından kurtulması için öncelikle özelleştirmede radikal adımlar atması gerektiğini söylüyordu.
Bütün bu haberleri okurken Türkiye’yi düşündüm.
Özellikle bizim 1990’ları...
Enflasyon canavarının pençesinden kurtulamadığımız o yıllarda çok çekmiştik.
Bütçe açıkları, kara delikler Türkiye gündeminden hiç eksik olmazdı.
KİT kamburu...
Belediyelerin açıkları...
Özelleştirme meselesi...
Sosyal güvenlik açığı...
Bankacılıkta reform...
Borç sarmalı...
Hükümetler gelir, hükümetler gider ama bu sorunların çözümü için boğayı boynuzlarından tutabilecek siyasal cesaret ve kararlılık siyaset sahnemizde kendini gösteremezdi.
Böyle olunca da aş ve iş sorunu daha kötüye giderdi. Sık sık patlayan ekonomik krizlerle daha beter yoksullaşırdık.
1994, 1998 derken 2001 Şubat Krizi çok feci vurdu. Biriken, yılan hikâyesine dönmüş olan sorunlar sonunda patlayınca, artık denizin bittiğini anladık.
Böyle gelmiş, böyle gidemezdi.
İki yakamızı bir araya getirmeden, ayağımızı yorganımıza göre uzatmadan yaşamanın imkânsızlığını acı biçimde gördük.
Yıllardır ipe un serdiklerimizi, savsakladıklarımızı birer birer yapmaya koyulduk. Kemer sıktık, acı reçete uyguladık.
Ve nihayet gerçekleşen bankacılık reformu, kapanan kara delikler, denkleşmeye başlayan bütçe, hızlanan özelleştirme, daha çok dışa açılma, küreselleşmeye ayak uydurma, ekonomik büyüme vesaire derken ekonomide işler düzelmeye başladı. Hiç kuşkusuz başlangıçta büyük acılar çekildi, işsizlik patladı, yoksullaştık.
Ama aynı zamanda reformcu adımlar ekonomide Türkiye’nin önünü açmaya başladı 2000’li yıllarda...
Şimdi Yunanistan’da yaşananları göz ucuyla izlerken, bizim habire sorun biriktirdiğimiz 1990’lı yılları anımsadım. O yıllarda, hatta yakın zamanlara kadar Yunanistan’a gidince hayat standartlarının seviyesine ya da komşunun ‘yaşam kalitesi’ne imrenirdim.
Ama Ege’deki komşumuz, anlaşılan, kendi olanaklarının ötesinde hesapsız kitapsız uzun yıllar yaşamış ya da yıllardan beri ülkeye akan Avrupa Birliği fonlarının ‘rehaveti’ne biraz fazla kapılmış...
Komşumuza Allah kolaylık versin.
Hasan Cemal
[email protected]
Ekonomiden memnun musunuz?
Ankete Katıl
Next