Osmanbey’de Agos’un önü. Kaldırımın dört yıl önceki o köşesinde Hrant Dink’in resmi, karanfiller, mumlar, bir güvercin ve de yazılar:

Dört yıldır Hrant yok
Dört yıldır yüzleri yok
Yürekleri yok!

Sevgili Rakel, dört yıldır gitgide derinleşmiş o acılı yüz çizgileriyle aramızdan sessizce geçiyor, bembeyaz çiçekli bir buketi hâlâ kaldırımda yatan ‘çutağı’nın yanına uzatıyor.

Hepimiz Hrant’ız
Hepimiz Ermeni’yiz!

Gül Erdost, darbeciler tarafından işkenceyle öldürülen yayıncı İlhan Erdost’un eşi.

Otuz yıldır ilk kez karşılaşıyoruz.

1980 yılı Kasım ayı.

12 Eylül’ün karanlığı koyulaşırken, Cumhuriyet’in Ankara temsilcisi olarak gazetecilik yapmaya çalışıyorum.

Kötü haber:

Sol Yayınları’nın sahipleri Erdost kardeşlere Mamak Askeri Cezaevi’nde işkence yapıldı, İlhan Erdost öldü.

Darbe kapımızı çalmıştı.

Uğur Mumcu’yla arabaya atlayıp akşam vakti Çankaya’ya Erdost’ların evine gitmiş, bir köşede sessizce ağlayan Gül Erdost’la çocuklarıyla allak bullak olmuştuk.

Yıllar ne çabuk geçiyor.

Agos’un önünde Özge ve Özgür Mumcu da var.
Uğur ne çok severdi onları.

Büyüdüklerinde onları en iyi nasıl okutacağına dair planlarını anlatırdı ara sıra bize...

Hayat acımasız, hoyrat.

Sevgili Uğur’un yıldönümü de yaklaşıyor, 23 Ocak 1993.

Balkonda Nükhet İpekçi konuşuyor.

Abdi İpekçi’nin kızı...

Milliyet’in efsane Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Abdi Bey’in gazeteciliğini çok severdim.

Ona da 1 Şubat 1979’da kıyılmıştı, 12 Eylül’ün darbe ortamını hazırlamak için...

“Acılar bizi akraba yaptı” diyor Nükhet İpekçi. Sevgili Hrant’ın oğlu Arat Dink’in adaletsizliğe dönük isyanını aktarıyor:

“Dünyanın camını çerçevesini indirmek istiyorum.”

Ses çınlıyor Agos’un önünde:

“Dört yıldır adaleti arıyoruz bu ülkede. Vicdanı arıyoruz.

Hukuku arıyoruz.

Ama bulamıyoruz.

Hrant dört yıl önce bu kaldırıma düştüğünden beri bu ülkenin yargısını arıyoruz.

Meclisini arıyoruz.

Hükümetini arıyoruz bu ülkenin.

Ama hâlâ bulamadık.

Nerdeler?..”

Bu sese kulak verebilecek mi Tayyip Erdoğan’la Ak Parti hükümeti?..

Yoksa ‘oy hesapları’nda bu yok mu?

Bu sese kulak verebilecek mi Kemal Kılıçdaroğlu’yla ‘yeni’ CHP?..

‘Eski’ CHP’nin ulusalcı engellerini aşabilecek mi?

Bu soruları soruyorum.

Çünkü Dink cinayetini aydınlatmak, devleti hukukla tanıştırmak anlamına gelir; Türkiye’yi barış yoluna, kardeşlik yoluna koymak anlamını taşır.

Var mısınız Sayın Erdoğan?

Var mısınız Sayın Kılıçdaroğlu?

Dink davasının arkasına siyasal desteğinizi koyacak mısınız?

Eğer koyamazsanız, barış ve demokrasiye ilişkin sözleriniz boşlukta kalır, hiç inandırıcı olamazsınız.

Ve bugüne kadarki çizginizin bu açılardan fazla umut verdiğini de söyleyemem.

Hrant’ın sesi yükseliyor.

“Su çatlağını bulur” sözüyle içimizi acıtıyor.

Sevgili Rakel’in dört yıl önceki çığlığı bu kez bir başka ağızdan başka türlü çıkıyor:

“Bebekten katil yaratan karanlığı biliyorum.”

Evet biliyoruz.

Sonunda o karanlık aydınlanacak, çünkü katilleri biliyoruz.

Çünkü adalet yoksa, barış da yok!

Hasan Cemal
[email protected]