Evliliği sona erdiren düşünce...

Evliliği sona erdiren düşünce...

Günümüz asrında, farkında olalım ya da olmayalım bir mantık ve düşünce kalıbı bize yerleşiyor:
Al-kullan-at.

Hoşumuza giden bir eşyayı alıyoruz, bir süre kullanıyoruz, sonra eşyadan sıkıldığımızda ya da o eşya işlevini yitirdiğinde eşyayı bir kenara atıyoruz. Giysilerimizin, ayakkabılarımızın ve evimizdeki her türlü eşyanın akıbeti aynı; kullanılmak ve sonrasında atılmak.
Çocukluktan beri bilinçaltımıza yerleşen bu al-kullan-at mantığı evliliklerin bile son bulmasına neden oluyor. Nasıl mı?

Modern zamanların birinde köyde yaşayan bir adam varmış. Çok severek evlendiği halde daha ilk aylardan itibaren eşi ile sorunlar yaşamaya başlamış. Eşi ile arasındaki ilişki ciddi düzeyde bozulmuş. Babasına danışmış. Babası, ona bir bilge önermiş ve o bilgede evlilikte mutluluğun sırrının bulunduğunu söylemiş.
Adam bu bilgeyi merak etmiş. Bazı köylüler o bilgenin deli olduğunu ve boş yere kendisini yormaması gerektiğini defaatle dile getirmesine rağmen adam, babasına güvenmiş.

Adam, tüm işini gücünü bırakıp bilgenin köyüne doğru yollanmış. Köye vardığında bilge, bozuk bir saati teenni ile tamir etmeye çalışıyormuş. Adam selam verip bilgenin yanına oturmuş. Meramını güzel bir dille aktarmış. Bilge, sükûnetle adamı dinledikten sonra içeri gitmiş ve elinde kırık bir sandalye ile geri dönmüş. Hiçbir şey demeden sandalyeyi adamın önüne koymuş ve tamir etmesini istemiş. Adam “Ben tamirden anlamam” dese de bilgenin vardır bir bildiği diye elinde sandalye ile odadan çıkmış. Gün içinde köylülerden çekiç, çivi, testere temin etmiş. Bunları temin ederken istediğini güzelce istemesini öğrenmiş. Gün boyu uğraşmış ve sandalyeyi tamir etmiş. Bilgenin yanına varmış ama bilge sadece “Yarın görüşürüz” demiş.

Ertesi gün bilge, sabah erkenden adamın yanına gelmiş. Adamın önüne bir bisiklet lastiği bırakmış ve patlayan bu lastiği onarmasını istemiş. Adam daha önce lastik tamiri namına bir şey görmediği için şaşakalmış. Nasıl yapacağını bilgeye sormuş ama bilge ona bunu kendisinin bulması gerektiğini söylemiş. Adam 2-3 günlük bir uğraşının sonunda lastiğin patlak yerini bulup, lastiğe yama yapması için gerekli parçayı tedarik edip, uygun yapıştırıcıyı kullanarak tekeri tamir etmiş.

Bu görev sonrasında bilgenin yanına varmış. Bilge, adama teşekkür etmiş. Ardından adamın önüne basit bir elektrik süpürgesi bırakmış. Bozulan süpürgeyi tamir etmesini, bunu yaparken kendi başına yapmasını, malzeme gerekirse kasabadan alabileceğini söylemiş. Adam iyiden iyiye sinirlenmeye başlamış. Bilgenin, köyün tamir işlerini ona yaptırdığını ve parasını cebe indirdiğini düşünmeye başlamış. Ne var ki, bilgenin dediğini yapmaktan başka çaresi de yokmuş.

Günlerce uğraşın sonunda adam, sorunu tespit etmiş. Bu esnada, tamir yapabilmek için önce sorunu tespit etmek gerektiğini kavramış. Sorunu tespit etmeden iş yapmanın boşa iş yapmak olduğunu anlamış. Ongünler süren uğraşın sonunda, çalışan bir süpürgeyle, gururla ve merakla bilgenin yanına çıkmış. Bilge, hafifçe gülümsemiş ve teşekkür etmiş. Adama son bir görevinin daha olduğunu söylemiş. Onu yanına almış ve köyün bir köşesinde hareketsiz duran bir traktörün yanına götürmüş.

“Şimdiye kadar sana verdiğim tüm görevleri yerine getirdin. Bu traktör bozuk, bunu da tamir edersen sana evlilikte mutluluğun sırrını vereceğim” demiş.

Adam, canı çok sıkılmasına rağmen diyecek bir şey bulamamış. “Bari son görevi yapıp şu merak ettiğim sırrı alayım” demiş. Ayrıca babasının dostu olan bilgeye saygısızlık etmek de istemiyormuş. İşine koyulmuş ancak traktörün nasıl çalıştığını bile doğru dürüst bilmiyormuş. Artık her sabah erkenden kalkıyor, traktörün başına gidiyor, ne yapacağını, sorunun nerede olabileceğini düşünüyormuş. Traktörün çalışma sistemini anlamak için günlerce, çalışan traktörlerin nasıl çalıştığını incelemiş. İki aya yaklaşan bir uğraşın sonunda sorunu tespit edip çözebilmiş. Bu süreç içinde sabretmeyi de öğrenmiş. Onardığı traktör ile bilgenin huzuruna çıkmış:

“Efendim, bu iş de tamamdır. Artık bana sırrı verin de evime gideyim. Nedir evlilikte mutluluğun sırrı?"

Bilge adama bakmış, gülümsemiş, “Tamam evladım, artık gidebilirsin” demiş.

-“Nasıl yani, hani bana sır verecektiniz?”

Bilge, -“Ben sana vereceğimi verdim evlat. Hadi yolun açık olsun.” diyip ayrılmış. Adam, sinir küpüne dönmüş bir halde köyden ayrılmış. Eşinin, ailesinin yanına dönmüş. Ne öğrendiğini soran konu-komşuya bir cevap verememek onun keyfini iyice kaçırmış.

İki gün sonra, eşi ile arasındaki ilişkilerde yine sorunlar yaşamaya başlamış. İlişkileri, iletişimleri ciddi oranda bozulmuş. Ancak adam bu ilk ilişki bozulmasında şunu fark etmiş: Daha önceleri iletişim ve ilişki bozulduğunda aklına hep “Bu ilişkiyi bitirmelisin. Başka insan mı yok? Hoşuna gitmediyse bırak” gibi düşünceler geliyormuş. Ancak bilgenin yanından döndükten sonra aklına gelen düşünceler “İlişkimizi nasıl tamir edebilirim? Sorunun kaynağı neresi acaba? Sorunu nasıl tespit edebilirim. Bozulan bir şey tamir edilebilir. Birazcık sabırlı olmalısın” şeklindeymiş.

Adam, işte o zaman bilgenin büyüklüğünü anlamış. Bilgenin, bozulan şeylerin tamir edilebileceğini ve sabrı gizliden gizliye kendisine öğrettiğini fark etmiş. Bilgeye olan saygısı kat be kat artmış. Gerçekten de adam, öğrendiği sırla evliliklerinin yaralarını eşini de yanına alarak onarmış. Her ikisi de mutlu bir evliliğe yelken açmış.

Evet, günümüzde artık hem bilgeler hem de tamirciler oldukça azaldı. Bozulanı yenisi ile değiştirmek, bizde alışkanlık oldu. Ayakkabıcıda ökçe yaptıranlar, elbisesine yama dikenler, kapakları zedelenen defterlerini onaranlar artık kalmadı. Araba tamircileri azalırken yedek parçacıların sayısı arttı. Çünkü bozulanı tamir etmek yerine yenisi ile değiştirmek bize daha kolay geldi. Biz, bu tarz düşünmeye öyle alıştık ki, evliliklerimiz ve ilişkilerimiz bozulduğunda, bozulanı tamir etme çabasına giremez olduk. “Madem bozuldu, atarım ve yenisi ile değiştiririm” demeye başladık. Evliliğimize de bir eşya gibi yaklaşınca, sorun içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Gelin, hep birlikte al-kullan-at düşüncesinin yerine al-kullan-tamir et-kullan düşüncesini ikame edelim. ‘Bozulanı yenisi ile değiştir’ düşüncesinin yerine ‘Bozulanı onar’ anlayışını getirelim.

Ben, işe evimden başladım. Artık küçük kızımın bozulan oyuncaklarını atmıyorum. Onunla beraber tamir ediyorum. Evimizin kırılan küçük eşyalarını onun gözü önünde onarıyorum. Umuyorum ki bu tamir etme ve onarma algısı ona yerleştiğinde o evliliğinde daha mutlu olacak. Sorunlar çıktığında çözmek için uğraşacak. Çünkü ilişkileri bozulduğunda ilk aklına gelen düşünce atmak değil, onarmak olacak.


Mehmet Teber
Psikolojik Danışman / Pedagog
Haber 7


Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2010, 08:25
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner63