Yumuşak başlı uysal koyunların şehri

Yumuşak başlı uysal koyunların şehri

Tunceli’li bir kardeşimizin işi Bingöl’e düşmüş geçenlerde.


Malum mevsim kış.


Kültür caddemizin buzları ancak baharda çözüldüğü, belediyemiz de ipe un serdiği için (yumuşak geçen bu kışa rağmen) nereden bulmuşsa bi buz parçasının üzerine basmış ve kayıp yere düşmüş.


Tam o esnada arkasından yürümekte olan bizim siyasilerimizden biri el atıp kalkmasına yardım etmiş adamın.


Düşen adam ayağa kalktıktan sonra teşekkür etmiş ve sormuş; “Sizin için ne yapabilirim, nasıl karşılık verebilirim” diye.


Bizimki de cevaplamış.


“Vallahi ben iktidar partisindenim. İlk seçimlerde bizim partiye oy verirseniz, ödeşmiş oluruz...”


Tunceli’li adam ters ters bakmış:


“Beyefendi, beyefendi,” demiş. “Ben düşünce kıçımı yere vurdum, kafamı değil...”


Tunceli’de olanlara bakınca fıkradaki Tunceli’liye hak vermemek mümkün değil gibi görünüyor.


Bakınız;


Akparti aldığı %12 oyla Türkiye sonuncusudur Tunceli’de.


Hiç milletvekili çıkaramadığı tek vilayettir Tunceli.


Hiç belediye başkanlığı alamadığı tek yer Tunceli’dir.


Başbakan geldiğinde şehre girmesin diye kıyamet koparanların mekanıdır Tunceli.


Yumuşak başlı olmayanların ve aynı zamanda uysal koyun olmayanların da memleketidir Tunceli.


Mecliste hükümete en fazla muhalefet eden, en fazla zarar veren iki isim de Tunceli’lidir.


Biri Kamer GENÇ.


Diğeri Kemal KILIÇDAROĞLU.


Tuhaftır ikisi de hayatlarının bir bölümünü Bingöl’de geçirmişlerdir.


GENÇ bir dönem vergi kontrol memuruymuş Bingöl’de. KILIÇDAROĞLU oratokul ve lise yıllarında Bingöl’deymiş. Üstelik benim mahallemdeymiş. Yani adına Yeşilyurt dediğimiz ama son bilmem kaç belediye başkanının ilgisizliği sayesinde çorakyurda dönüşen ve çukur/çamur/çöp şeytan üçgeninden hiç bir zaman kurtulamayan mahallemde yaşamış.


GENÇ ilk günden beri tek başına ana muhalefet partisinden fazla muhalefet etmiş iktidara. Hukuken olmasa bile fiilen ana muhalefeti üstlenmiş. Zaman zaman dalga geçilmiş üslubu ile. Zaman zaman dayak yeme riski yaşamış ama hiç vazgeçmemiş. Zaten geçmişten beri aykırı olan GENÇ, zamanında Mehmet Ali Ağca'nın idam kararına da, “insan olarak idama karşıyım” diyerek “ret” oyu vermiş. Rivayet odur ki, acaip sıkıntılı ve gergin geçen günün ardından akşam eve döndüğünde, radyoda “Ağca oylamasında bir ret oyu çıktı” anonsunu duyun eşi Sevim Hanım, “Hangi faşist ret oyu verdi acaba?' diye sormuş ve Kamer bey biraz kızararak; “Yahu hanım, ben verdim. Niye kızıyorsun, inancımın gereğini yaptım.” diye cevap vermiştir.


Zaman zaman meclisi tıkayan muhalefetin adresi olan GENÇ’in diğer hemşerisi KILIÇDAROĞLU’da Akparti ile yolsuzluk kavramını aynı cümle içinde en fazla kullanan kişi olmuş ve bu yüzden Akparti imajına ciddi zararlar vermiştir. Babasının adı da Kamer olan KILIÇDAROĞLU ve GENÇ’in ortak bir başka özelliği ise, ikisinin de Nazimiye’li olmasıdır.


Nazimiye deyip geçmek doğru değildir;


Hükümetin iki sağlam muhalifinin doğum yeri olan bu küçük ilçe, Tuncel Valisi Mustafa Yaman’ın dağıttığı beyaz eşyalardan tek başına Tunceli’nin diğer 6 ilçesinden daha çok pay almıştır. Hiç biri hayata geçirilemeyen Rahmetli MENDERES’in “Her mahallede bir milyoner,” Tansu ÇİLLER’in “herkese iki anahtar” Cem UZAN’ın “1 YTL’ye mazot” projelerinden sonra Tunceli valiliği ve diğer kaymakamlıklarının hayata geçirip, takır takır uyguladığı “Her eve bir AK EŞYA (beyaz eşya)” projesinden en fazla faydalanan ilçe Nazimiye’dir.


Akparti Nazimiye’yi ne kadar istediğini açık bir biçimde ortaya koymuş ve bu ilçeye tırlar dolusu beyaz eşya göndermiştir.


Akparti aynı zaman da Tunceli Belediye başkanlığını da şiddetli hatta şehvetli bir biçimde arzulamakta ve bunun olması için gerekeni yapmaktadır.


Beyaz eşyanın sosyal yardımlaşma adı ile dağıtıldığı tek vilayet Tunceli’dir.


Nüfus oranına göre en fazla yardım dağıtılan vilayetin adı Tunceli’dir.


Nüfusuna göre en fazla sağlık hacaması ve en fazla eğitim harcaması Tunceli’de gerçekleşmiştir.


Gayrisafi milli hasılada verdiğinden en fazlasını alan il yine Tunceli’dir.


Milletvekili seçiminde sonuncu olmasına rağmen Başbakan Erdoğan Tunceli’yi ziyaret etmiştir.


Duble yolu, üniversitesi, hastanesi vardır Tunceli’nin.


Bu aralar doktor açığı da mevcut değildir, öğretmen açığı da.


Tunceli, iktidar için değerli olduğunu iliklerine kadar hissetttiği bir dönemin tadını çıkarmaktadır.


Biz ise “çantadaki keklik olmanın getirdiği değersizlik iklimindeyiz”


Türkiye şampiyonudur Akparti bizde.


Başbakan şampiyon olduğu vilayete, şampiyon olduktan sonra lutfedip gelmemiştir.


Tunceli’li vekiller başkaldırırken bizim vekillerimiz mecliste kendilerine verilen işaretlere uyarak el kaldırıp indirmişler, sayı tamamlamışlardır.


Muhalifler ve destekçiler arasındaki fark şu şekilde tecelli etmiştir.


Muhalifler değer kazanmış, destekçiler değer kaybetmiştir.


İktidar partisi Bingöl’e bakarken, kimi koyarsam kazanır gözlüğü takmıştır.


Tunceli’ye bakarken “kimi koysam da kazansam” ve hatta üstüne de “ne yapsam da kazansam” gözlüğü. Bu yüzden buzdolabı, çamaşır, bulaşık makinaları ve televizyonlar vızır vızırdır Tunceli’de. Kömür, makarna bizde işe yararken orada kömür ve makarnanın üzerine beyaz eşya eklenmiştir.


Versin elbette iktidar.


İş olarak veremiyorsa, maaş olarak veremiyorsa, sosyal yardımlaşma olarak vermelidir. Açlık duygusu demokrasiden de öncedir. Hiçbir oy hakkı, soğuktan donmama hakkından önemli değildir.


Ama diyorum ki;


Değerli olmanın yolu muhalefet etmekten geçiyorsa biz ne yapıyoruz böyle?


İki dönem, 6 vekil.


Nerdeyse bütün belediyeler.


Üstüne Türkiye Şampiyonluğu.


Allah için yahu!


Biz de olupta Tunceli’de olmayan bir tek şey şöyleyin bana.


Bu mudur yani..?


Tunceli’liler yere düşünce kafalarını vurmuyorlar da biz yere düşmeden nereye vuruyoruz kafamızı anlamadım ki.


Yumuşak başlı ve uysal koyun olduğumuzu bu kadar ilan etmesek diyorum; hem başbakanımız kendi dedi ya; “Yumuşak başlıysam da, uysal koyun değilim” diye.


Buradan anlamamız gerekmez mi uysal koyunları sevmediğini.


Ha ne dersiniz?

FAHRİ ALİMOĞLU
www.bingolonline.com

Yazar Adı: 1a.Fahri Alimoğlu
Yazar İletişim: falimoglu@gmail.com



(Bu yazı eş zamanlı olarak www.bingolgazetesi.com.tr adresinde ve Bingöl Gazetesinde de yayınlanmaktadır.)


Güncelleme Tarihi: 14 Şubat 2009, 18:35
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Biçkes
Mehmet Biçkes - 12 yıl Önce

bir yazımda koyun akıllıyız. demiştim, Yumuşak başlı koyun demedim. Kalemine sağlık. Amacımız daha çok yardım almak değil, haşa hakkımız olan altyapı yatırımlarını istiyoruz. Bizim çocuklarımız konteynırlarda eğitm yapıyor. kimseden TIK yok. Siyasilere koyun akıllı, hesap kitap sormayan, sorsada cevap gelmesini beklemeyen, gelsede irdeleme yapma ihtiyacı duymayan KOYUN akıllı insanlarız. NE DeMEK KOYUN AKILLI?kendi başına yolunu bulamayan sürekli güdülmek isteyen, öndeki uçuruma gidiyorsa hiç çekinmeden kendini uçurumdan aşağı atan ZAVALLI sürü mensubu demektir. Önümüzde yerel seçim var, x şahsı denedik memnun olmadık, o zaman 2. büyük sürüye katılalım, peki bu sürünün çobanı iyi bir çobanmı? Olmayabilir. Peki bizleri güdecek daha donanımlı bir çoban varmı? Var ama onun sürüsü küçük! Olsun, küçük sürüye katılırsan oda büyük sürü olur. Olmaz, ön teker nereye, arka teker oraya, şöför o kadar önemli değil. diyoruz. Bu anlayış değişmedikçe biz çok daha güdülürüz. Koyunuz ya iyiyi aramak, ehliyetli kişileri aramak yok. Demişler ya LAYIK OLDUĞUNUZLA YÖNETİLİRSİNİZ. BİZDE KİM KALABALIK YAPIYOR KİM ÇOK PARA HARCIYOR BİZ KESİN ORDAYIZ. Kalemine sağlık KOyun akıllı olduğumuzu bir kez daha hatırlattığınız için.

serif
serif - 12 yıl Önce

Meteorolijiden sorumlu devlet bakanı Ali Rıza Septioğlu, meteoroloji kelimesini bir türlü telaffuz edemediği için kendisini “hava civadan sorumlu bakan” olarak tanımlardı. Anekdotu herkes bilir; Lise mezunu bir yakını için “bunu müdür yapın” talimatı verir. Müsteşarı gelerek “şahsın lise mezunu olduğunu bu yüzden müdür olamayacağını” söyler. “Oğlum benim gibi ilkokul mezunundan bakan oluyorda koskoca lise mezunundan nasıl müdür olmuyor” diye gürlediği ve sesinin Demirel’e kadar ulaştığı söylenir. Allah Rahmet eylesin bitmez hikayeleri. Türk günü kutlamaları için gittiği New York’ta kaybolması, yaşanan panik ve onca aramadan bir gün sonra ortaya çıkarak “New Jersey’e çiğköfte yemeğe gittiğini” söylemesi unutulmazlarındandır. Mekanı cennet olsun. Birkaç ay süren bakanlığı nerdeyse Türkiye’de ki meteoroloji çalışanlarının yarısından fazlasının Elazığ’lı olmasını sağlamaya yetmişde artmıştır bile. Bakanlığının üzerinden bunca yıl geçmesine, onun işe aldığı Elazığ’lıların çoğunun emekli olmasına rağmen hala meteorolojide ciddi sayıda Elazığ’lı memur var olmaya devam etmektedir. Yine Mehmet AĞAR’ın bakanlığı dönemi Elazığ gençliğinin neredeyse yarısının polis akademilerine girmesi ile neticelenmiş ve polis memurlarının birbirlerine “devrem” şeklindeki hitap etikleri dönem sona ermiştir. Çünkü Elazığ’lı polis memuru sayısı o kadar artmıştır ki artık herkes bir diğerine devrem yerine “gakkom” demeye başlamıştır. Tansu Çiller zamanında Diyarbakırlı bir bakan vardı. Bütün araştrmalarıma rağmen adını bulamadım. Kadın ve aileden sorumlu devlet bakanıydı ve ancak (sıkı durun) birden çok karısı vardı. Basın iyi dalga geçmişti o zamanlar. Bakanın birden çok karısı olduğu için “kadından iyi anlar” diye düşünülmüş olmalı ki, kadından sorumlu bakan yaptılar diye epey geyik dönmüştü. Önekleri çoğaltabiliriz ama gerekli değil. Anafikir şu; Küçük illerrden bakan çıktığı zaman bu vilayetlerin kaderi değişebiliyor. Akılda tutulması gereken bir not da şu; "Bakan olabilmenin bir okulu, gerek ve yeter şartı yok." Başbakanın iki dudağında. Bu çerçevede bazen gerçekten konusunda uzmanlaşmış kişiler bakanlık yaparken bazen de “alakaya çay demle” şeklinde tanımlanabilecek bakanlar da olabiliyor. Diğer kriterlerin yanısıra bazen de bakanlık kişiden çok bir vilayeti, bir bölgeyi ya da bir coğrafyayı onore etmek için veriliyor. Hatta bunun için böyle meteorolojiden sorumlu gibi abuk subuk bakanlıklar bile ihdas edilebiliyor. Ne demekse bu sorumlu bakanlık hikayesi. Yani sanki kar fazla yağsa sorumlusu bakanmış gibi. Akıllara zarar işler bunlar ya neyse. Bana göre hazır kabine değişikliği gündemdeyken sormak ve cevap istemek zamanıdır? Bingöl bir bakanı hak etmemiş midir? Bingöl Akparti iktidarında onore edilmeyi hak etmediyse, başka ne zaman onore edilecektir. Eğer konuşulanlar doğruysa ve seçim kaybeden bakanlar değişecekse, Bingöl’den Hakkari’ye kadar olan coğrafyada Akparti’nin bakanı kalmayacaktır. Bu coğrafyada son seçimdeki eksilmeye rağmen Akparti’ni en başarılı olduğu il yine Bingöl’dür. Akparti ve Bingöl ilişkisini gözden geçiren herkes şehrimizin bir bakanı çoktan hak ettiğini kabul edecektir. Bakın ilişkinin seceresine ve siz söyeyin. 2002; üç vekil, yani tulum. 2004; dokuz belediye, nerdeyse tulum. 2007; üç vekil yine tulum, yanında Türkiye şampiyonluğu 2009; altı belediye ve hem Türkiye hem Doğu Anadolu ortalamasının üzerinde oy. Verdiklerimizle aldıklarımız arasındaki devasa farka rağmen durum bu. Sürekli vermişiz. Peki öyleyse Allah aşkına, Bu şehre bakanlık verilmeyecek de, kime verilecek? Bu şehrin insanı onore edilmeyecek de, hangi şehir onore edilecek? Bingöl'den daha fazla onore edilmeyi hak eden bir şehir var mıdır? Rize, Siirt dahil. Bana göre yok... Diyeceğim şudur; “Bakanı olursa, bakılır şehre” Kentin kaderi değişir belki. Derdimiz bu… Üç vekilimizden hangisi olursa kabulümüzdür, hakkımızdır. Ve inancımız da şu; “Bingöl bir Bakanı hak ediyor” Bu yazı eş zamanlı olarak www.bingolgazetesi.com.tr adresinde, Bingöl Gazetesinde ve www.fahrialimoglu.av.tr adresinde de yayınlanmaktadır Okunma: 1846 Eklenme Tarihi: 21.04.2009 Saat: 12:03

SIRADAKİ HABER

banner63